16 Haziran 2015 Salı

Yeniden bloguma kavuştum, mutluyum :) Olimpos-Çıralı ile başlayalım

Sevgili Zeynep sayesinde bugün, uzun zamandır ihmal ettiğim bloğuma tekrar gereken özeni göstermeye karar verdim. Hafızam bana ne kadar destek olacak bilmiyorum ama, en son seyahatimden geriye doğru giderek, son birkaç senede yaptığım bütün seyahatleri burada tekrar arşivlemeye karar verdim.
Ailecek en son seyahatimizi geçen sene de gittiğimiz Çıralı-Antalya'ya yaptık. Olympos Lodge uzun zamandır merak ettiğim bir oteldi. İlk kez geçen yıl 19 Mayıs'ta gitme fırsatı bulduğumuz bu oteli o kadar çok beğendik ki; bu yıl yine aynı tarihlerde, bu kez 8 yaşındaki kızımız Cansu'yu da alarak tekrar ziyaret etmeye karar verdik.
Olympos Lodge Çıralı'nın girişinde yer alan derenin hemen kenarında, on beş dönümlük bir cennet bahçesinin içinde yer alan toplamda 14 odalı bir butik otel. Sahiplerinin ince zevkleri otelin her köşesinde kendini hissettiriyor. (www.olymposlodge.com.tr) Odalar oldukça geniş ve konforlu; hepsinin kendi verandası var; verandalar aynı bahçeye açılsa da bahçeleri pek kullanan olmadığından, müstakil ve özgür bir hava almak mümkün. Bahçenin her yanı çok keyifli; tavus kuşları, tavuklar, civcivler, köpekler, hepsi bir arada. Kızımızın hayvanlarla sanırım ilk kez bu kadar yakın olduğu bir tatil oldu bu; normalde köpeklerden korkan kızım en son bir köpeği sahiplendi ve eve götürmemiz için bize yalvarmaya başladı.
Deniz suyu biraz serindi ama yine de yüzmek çok keyifliydi. Küçük çocuklar için bütün plajın taşlık olması biraz sorun olabilir; ben Çıralı'daki marketten kızıma deniz ayakkabıları alarak bu sorunu çözdüm. Çıralı sahili çok uzun, burada yürüyüş yapmak çok dinlendirici; inanılmaz güzel deniz kabukları var, yürürken Cansu ile onlarca deniz kabuğu toplayıp evimize götürdük.
Otelimizin yemekleri oldukça lezzetli ve menüsü güzel. Kahvaltı açık büfe, çok taze, bol çeşitli ve özenli bir kahvaltısı var. Açık büfeye kahvaltıdan sonra günlük yapılan kek, poğaça, kurabiye ve taze meyveler konuyor; büfe akşama kadar kullanılabiliyor, dolayısıyla biz öğlen yemeklerimizi hep pas geçtik. Akşam yemekleri için otelin restoranı iyi bir alternatif ama bunun dışında 2 yeri biz çok sevdik; birincisi Çıralı girişte yer alan Yörük; burada mutlaka gözleme yenmeli :) İkincisi de Karakuş restoran ki; genelde çok salaş bir restoran portföyü olan Çıralı'da bana göre düzgün bir akşam yemeği için tek ve en iyi alternatif.
Çıralı'da başka neler yapılabilir ?
1. Mutlaka Olympos antik kenti gezilmeli. Wikipedia'dan çok kısa bir alıntı:
Olympos Antik Kenti, Antalya'nın 80 km güneyinde ve Antik Likya Bölgesi içindedir. Doğudan Akdeniz'e açılan Olympos Antik Kenti, ortasından geçen Akçay (Olympos Çayı) ile ikiye bölünür. Bu konumuyla tarih boyunca liman kenti olma özelliği taşıyan Olympos, günümüze gelen antik kentler arasında farklı bir yapı sergiler. Olympos kelimesinin Yunanca kaynaklo olmadığı düşünülmektedir. Bu adın kaynağı ve anlamı tam olarak açıklanmamakla birlikte, eski Anadolu dillerinden geldiği ve genellikle "yüksek dağ, ulu dağ" anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Kentin kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Tarih sahnesinde Olympos Likya Birliği içinde bastığı sikkeler ile MÖ 168-78 yıllarında ilk kez görülür. Olympos bu birlik içinde üç oy hakkına sahip, altı ayrıcalıklı kentten birisidir. Hatta bazen birlik başkanının bu kentten çıktığı saptanabilir. MÖ 80 yılında kent, korsanların eline geçmiştir. Ünlü Korsan Zeniketes'in Olympos yakınlarındaki bir kalede oturduğu bilinmektedir. Anadolu kıyılarındaki ve dağlık bölgelerdeki karışıklıklar üzerine bölgeyi korsanlardan temizlemek için, Romalı komutan ve senatör Publius Servilius Vatia komutasındaki Roma Donanması MÖ 78 yılında Gelidonya Burnu'nda yapılan üç deniz savaşını da kazanarak Zeniketes'in ünlü kalesini yerle bir etmiştir. Zeniketes'in ölümünden sonra komşu kentlerle beraber Olympos da Roma'nın eline geçmiştir. Bu dönemlerde Hephaistos, Zeus ve Apollon kültlerinin Olympos'ta tapınım gördüğü bilinmektedir.
2. Biz bisiklet kiralayıp Yanartaş'ın olduğu dağa tırmandık; 4 mevsim sürekli yanan taşları görmek ve Çıralı'ya yüksekten bakmak çok güzel bir deneyimdi. Olympos'un sönmeyen ateşi ile ilgili efsaneyi de yeri gelmişken alıntılayayım:
Ephyra Kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes bir av partisinde kardeşi Belleros’u öldürür ve “Belleros’u Yiyen” anlamına gelen Bellerophontes adını alır. Ephyra’dan sürülen Bellerophontes, Argos kralına sığınır. Kendisine sığınan bu genci öldürmeyi kendine yakıştıramayan Argos Kralı onu Likya Kralın'a gönderir.
Likya Kralı acınacak haldeki bu genci öldürmek istemez ve onu Olympos dağında yaşayan arslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu ve ağızdan alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gönderir. Bellerophontes, Pegassos adlı kanatlı atına binerek Chimera ile dövüşmeye gider. Chimera saldırdığında Pegassos havalanır ve Bellerophontes yere inerken mızrağı ile canavarı yerin yedi kat dibine gömer. Fakat Chimera yerin 7 kat altından alevler saçmaya devam eder. Anadolu’da binlerce yıldan beri anlatılagelen ve Homeros’un bize bu şekilde aktardığı efsaneye göre hala yanan alevler, Chimera’nın yerin yedi kat dibinden fışkıran alevleridir.
Bellerophontes’in zaferini kutlamak amacıyla Olympos’da bir yarış düzenlenir. Atletler Chimera Kutsal Ateşiyle meşalelerini tutuşturarak Olympos kentine koşarlar. Böylece, daha sonraları değişik spor dallarının eklendiği ve birkaç gün süren Olimpiyat Oyunları’nın Anadolu’daki ilk örneği gerçekleşmiş olur. Günümüzde yakılan “Olimpiyat MeşalesiChimera’nın sönmeyen ateşinin sembolik bir ifadesidir.
3. Spor: Ben bir yürüyüş bağımlısıyım ve sabahları çok erken güne başlarım. Kaldığımız süre boyunca her gün sabah saat 7'de kalkarak farklı route'larda 6-7 km yürüyüş yaptım; nar, mandalina, portakal, incir ağaçları arasında, tamamen doğa ile başbaşa bu yürüyüşlerin keyfi anlatılamaz, ancak yaşanır.